ali ece röportaj karabükspor kırmızımavi.org

Kırmızımavi.org’un üçüncü röportajında keyifli yorumları ve sıra dışı bakış açısıyla tüm sporseverlerin beğenisini kazanan Ali Ece var. Bu keyifli röportaj için kendisine teşekkür ediyoruz.

Tansu Gürsel: Sizi artık neredeyse tüm futbolseverler gayet iyi tanıyor. TRTSpor, Lig Radyo, FourFourTwo, ve daha birçok mecrada keyifli yorumlarınız ve sıra dışı bakış açınızla birlikte evlerimize konuk oluyorsunuz. Keyifle dinlenen ve bizlere birçok şey öğreten bir futbol düşünürüsünüz. Bizim bildiğimiz Ali Ece’nin dışında, kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Ali Ece: Bu zarif sözleriniz için çok teşekkür ederim, bu sözlere layık olduğumu düşünmüyorum ama layık olmak için daha çok çalışmam gerek, onu farkındayım!

Kimseye bir şey öğretmek haddime değil. Sadece işin hakkını vermeye çalışıyorum, o kadar. Yani son tahlilde benim de halkımızın %90’ı gibi emeğinden başka para eden bir şeyim yok. Bir scooter motosikletim var, Everton mavisi ama babamla ortak almıştık, renk seçme lüksüm yoktu! Şimdi hanımla biniyoruz o motora, pazara manava gidiyoruz falan.

Arabam yok arabalardan pek hoşlanmıyorum da. İşe genellikle dolmuşla, metrobüsle giderim çünkü insanlarla iç içe bir sürü şey öğrenirsiniz. Mesela TRTSpor’daki programlara giderken genellikle bir program da metrobüste yaparız yolculuk arkadaşlarıyla.

ali ece röportaj karabükspor kirmizimavi.orgToplu taşıma araçlarıyla yolculuk etmek zihin açar çünkü toplu taşıma araçlarında bazı meslektaşlarım gibi sürekli kameralara oynayan, salt reyting uğruna inanmadığı şeyleri söyleyen kişilerden çok oyunun asıl sahipleri var. O insanların fikirleri benim için federasyonun ya da futbolumuzu bu hale getiren parasından başka hiçbir özelliği olmayan insanlardan çok daha önemli. Benimle konuşmak isteyen herkesle konuşurum, herkesin herkesten öğreneceği birçok şey var.

İki elektro gitar, bir bağlama bir de 12 telli akustik gitarım var; sanırım hanım ve ailemle beraber en büyük hazinem onlar. Bir de ben hâlâ plak ve kasetten müzik dinlerim, kime ne bundan bilmiyorum ama yıllarca o kadar kaset biriktirdikten sonra “Artık demode oldu, at çöpe” zihniyeti hoş değil bence. Hatta geçen yıl “yeni” bir müzik seti aldım: 1986 model Beko! Neden çünkü “Beko” her zaman Beşiktaşlı’ya hayatının en güzel günlerini anımsatır. Zaten müzik setini alır almaz ilk dinlediğim müzik Beşiktaşlı futbolcuların 1986 şampiyonu olduktan sonra hep beraber söyledikleri “Civelek”ti!

Bıraksanız sabaha kadar Beşiktaş’a hissettiklerimi anlatırım daha doğrusu anlatmaya çalışırım. Gece uyuyamayınca kalkıp Metin-Ali-Feyyaz yıllarını izlerim. O görüntüleri kesip biçip kendi kendime kurgular, miksler yaparım. TRTspor’a ilk gittiğimde “Ne istersiniz?” diye sormuşlardı, “1991-92 sezonu son 5 maçın görüntüleri yok bende, onları izlemek isterim” demiştim. Sağolsunlar açtılar sadece o harika siyah-beyaz anları değil, 1984 Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan Shankly dönemi Liverpool’una kadar bir sürü şeyi izleme şansını verdiler.

Bir de illa kendimden bahsedeceksem, müzikten de bahsetmem lazım. Dinar Bandosu adlı grubumuzla iki yayınlanmış albümümüz var, yenilerini yapmak için de çalışıyoruz. Benim için futbol, müzik ve edebiyat, ruhumun kutsal üçlüsüdür. Müzik dinlemediğim tek günü hatırlamıyorum. En sevdiğim gruplar ve sanatçılardan birkaç tanesi The Beatles, Stone Roses, Ian Brown, The Who, The Clash, The La’s, 1974’e kadar Rolling Stones; Türkiye’den de 1970’lerin Erkin Koray’ı, Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’i, Selda Bağcan’ı, Fikret Kızılok’u…

TG: İyi bir blogger kullanıcısı olduğunuzu ve futbol bloglarınca örülen geniş bir ağı takip ettiğinizi biliyoruz. Bu bakımdan futbol bloglarının bulunmadığı dönemler ile bugünü karşılaştırdığınızda belirli farklılıklar neler? Gazeteye ya da dergiye yazmakla blog sayfasına yazmak arasındaki farktan biraz bahsedebilir misiniz?

AE: Fırat Topal yani Flying Dutchman ile karşılaştırınca iyi bir blogger falan değilim ama iyi bir blog okuyucusuyum sadece. Futbol bloglarının olmadığı dönemler mp3’ün olmadığı dönemler gibiydi. Bloglardan önce bize sunulan yalanları gerçek diye yutuyorduk. Blogların %90’ında kimse çıkar ilişkisine ya da akrabalık ilişkisine göre yazmıyor gazetelerin tam tersine. Akşam’da yazarken öyle adamlarla aynı sayfada yazım çıkıyordu ki bir yerden sonra kimlik bunalımına giriyordum. Sadece bir kulüp başkanına yalakalık yaparak, havuzdan çıkınca koşarak üstüne havlu örten insan taklitlerine “spor yazarı” denilmeye devam edildikçe Türk futbolu asla toparlanamaz! Neyse ki bloglar var işte. Başta Flying Dutchman ve Borges olmak üzere birçok futbol blogunu okumaya gazeteleri okumaktan çok daha fazla zaman ayırıyorum ve bir sürü şey öğreniyorum. Sadece son zamanlarda bazı blogcuların sanki blogları kendileri icat etmişler gibi diğer blogculara özellikle de gençlere tepeden bakmalarını, tekel gibi davranmalarını çok sinir bozucu buluyorum. Bıraksınlar kim neye isterse ona inansın, onun peşinden gitsin. “Benim dışımda herkes haksız”dır bakarkörlüğü, ergenlik dönemimizde kalmalı!

TG: Geçtiğimiz sezonun süreci açısından Süper Lig’e bir fon müziği önerecek olsanız, ligin başı, ortası ve sonu için seçimleriniz neler olurdu?

AE: Hepsi için Erkin Koray’dan “Fesupanallah” Ancak şarkıdakinin aksine böyle gelmiş, böyle gitmeyecek!

TG: Kardemir Karabükspor hakkında ne düşünüyorsunuz? Kardemir işçilerinin maaşlarından yapılan kesintilerle ayakta duran, bir işçi kentinin takımı olan Karabükspor, bir gün bu özelliğiyle Türkiye’de daha simgesel ve kalıcı bir yere oturabilir mi?

AE: Bildiğim kadarıyla Karabükspor renklerini demirin mavisinden, ateşin kırmızısından alır. “Asla Yalnız Yürümeyeceksin” isimli tribün hikayelerinin derlendiği çok güzel bir kitapta Karabükspor taraftarının profili üzerine çok güzel bir yazı vardı. Hayatı demir çelik fabrikasında geçen bir emekçinin ikinci iş olarak amatör maçlarda hakemlik yapma tutkusu üzerine kurulu bir yazı. Ken Loach filmlerinin Karabük şubesi gibi bir hikaye ve aynı Loach’un öyküleri gibi gerçeği tüm çıplaklığıyla anlatan bir hikaye.
Orada emekçilerin çocuklarının erkek-kız demeden nasıl futbol aşığı oldukları, lojman ortamında çocukları sadece futbolun sosyalleştirildiğinin altı çiziliyor.

Karabük ne tam anlamıyla Karadeniz’e aittir, ne de orta Anadolu’ya… Karadeniz’de de iç Anadolu’da birden fazla emek kolu, iş fırsatı varken Karabük’te iş deyince akla sadece demir çelik endüstrisi gelir. Karadeniz’de futbol deyince Trabzonspor’u, Rizespor’u, Orduspor’u vardır ama Karabük’te futbol sadece Karabükspor tarafından temsil edilir… Sanırım bir de Karabük Esnafspor vardı bir zamanlar bilmiyorum, halen var mı? İnşallah vardır!

Öyle ya da böyle önemli bir futbol geleneği Karabükspor. Dediğim gibi tek bir iş kolu ve tek bir birleştirici sosyalleşme alanı olan futbol. Bu açıdan Karabükspor, İngiltere’nin en kuzeyindeki Bradford gibi takımların Türkiye şubesi misali. Bu sadece başarı üzerine endeksli bir futbol kültürü değil, mesela Emenike Karabük’te 78 numaralı formayı laf olsun diye giymiyordu.

Karabük deyince akla önce demir çelik emekçileri ve Karabükspor sonra da Tünay Akdeniz gelir. Tünay Akdeniz grubu Grup Çığrışım’la türk rock müziği adına harika işlere imza atmıştır. “Salak” 45’liği mükemmeldir, “Mesela Mesele” de aynı şekilde! Türkiye’de ilk kez “Punk” sözcüğü Grup Çığrışım’ın albüm kapağında kullanılır. Birçok kişiye göre o dönem zamanın fersah fersah ötesinde bir müzisyendir. İnşallah iyidir ve sağlığı yerindedir, sanırım halen Karabük’te yaşıyor.

TG: Geçen sezon, blog sayfanızda “Tomiç ve Hajduk Split’li kaleciler” başlıklı bir yazı yazmıştınız. Bu yazıdan 4 ay sonra Kardemir Karabükspor kalecisi Tomiç, ilk kez Hırvatistan Ulusal Takımı’na çağrılmıştı. Tomiç hakkındaki görüşleriniz neler?

AE: Hajduk Split’teki kaleci geleneği eski Yugoslavya yeni Hırvatistan futbol tarihinin çok önemli bir bölümüdür. Cernat gibi Hajduk Split’ten Karabükspor’a gelen Tomiç aslında önemli bir kaleci geleneğinin en az ünlü isimlerinden birisi.
Zoran Simoviç başta olmak üzere, Stipe Pletikosa’dan, Drago Gabriç’in babası Tonji Gabriç’e plajları kadar kalecileriyle de ünlü Split.

Türkçeye Split’li Emekçiler Futbol Kulübü olarak çevirebileceğimiz Radnicki Nogometni Klub Split yani Football Manager dilinde konuşursak RNK Split’i çalıştıran Kataliniç de İngiltere’de oynayan ilk Hırvat kaleciydi. İngiltere Milli Takımı’nda en uzun süre forma giyen kaleci olan Shilton gelince Kataliniç’i kesmişti!

TG: Süper Lig takımlarının şu ana kadar yaptığı transferlerden en dikkat çekici olanı sizce hangisi?

AE: Selçuk İnan, Mustafa Pektemek, Alfred N’Diaye, Serdar Kesimal, Melo, Adrian.

TG: Sizce geçtiğimiz sezon Kardemir Karabükspor’da en öne çıkan futbolcu kimdi? Takımın bu sezon için oluşturduğu kadroya baktığımızda takım içerisinde öne çıkabilecek futbolcu olarak kimi görüyorsunuz?

AE: Emenike herkesin malumu. Gizli kahraman bence Tomiç’ti. Cernat sakatlanmasaydı Karabükspor ligi çok daha iyi bir yerde bitirebilirdi. Cernat’ı izlemek büyük zevk, bazen oyunu sanki kendi yazmış gibi okuyor! Lobanovsky’nin eski talebesi olduğunu haykıran, oyun zekası üst düzey bir oyuncu Cernat. Zaman zaman Zavarov, Mihayloçenko ve Litovchenko gibi diğer Lobanovsky yapımı harika orta sahaları anımsatacak kadar izleyene zevk veriyor. İlhan Parlak da Karabükspor formasıyla nihayet 19 yaş altı milli takımında vaat ettiği parlak gelecekten sinyaller verdi.

TG: Tribünler açısından bakarsak, Türkiye’deki tribünlerin yapılarını ve yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye’deki futbol izleyicisi yeterince bilinçli mi? Kardemir Karabükspor taraftarlarını izleme olanağınız oldu mu?

AE: Tribünleri ve tribün kültürümüzü sağlıklı şekilde değerlendirmemiz için öncelikle Türkiye’deki maç biletlerinin ülkenin ekonomik gerçeklerine yakın bir seviyede olması gerekiyor. Oyun kalitesi ile bilet fiyatı arasında bu kadar ters orantı olan ikinci bir futbol ülkesi yok maalesef! Oyunun asıl sahibi olan taraftarların yarıya yakını bilet fiyatları yüzünden maçlara gelemiyorlar.

TG: Türkiye’de alt yapıya önem verilmediği açıkça ortada. Altyapı denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Serpil Hamdi Tüzün gibi bir değerden faydalanılamaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Serpil Hamdi Tüzün için Alex Ferguson benzetmesini yapabilir miyiz?

AE: Serpil Hamdi Tüzün benim için Beşiktaş’ın ve milli takım tarihinin gayri resmi Ernesto Che Guevera’sıdır. Evlenirken Serpil Hamdi Tüzün’ü yanımda nikâh şahidi olarak gördüğüm an ölüp cennete gittiğimi sandım!

TG: Necip Uysal’ı bir gün Liverpool formasıyla görmek size neler hissettirir?

AE: Çok kötü hissettirir! Liverpool’u gerçekten de severim ama Beşiktaş sevgimin yanında bana tırnak kadar bir şey ifade etmez Liverpool sevgim. Necip son 10 yıldır Beşiktaş forması giyen oyuncular arasında posterini duvara astığım tek oyuncu. Yanlış anlaşılmasın sakın, İlhan Mansız, Ernst ve Nouma’yı da deli gibi severim ama Necip Beşiktaş altyapısının son harikası, o yüzden yeri çok ayrı benim için!

Necip’in fotoğrafı duvarımda Süleyman Seba, Serpil Hamdi Tüzün, Metin-Ali-Feyyaz, Lucescu, Gordon Milne ve Zeki Demirkubuz’un fotolarının yanında durur. Mesela Necip bana bayram mesajı yolladı ben de cevap olarak “Senin o formayı temsil ettiğin her gün bana bayram zaten” yazdım. Ama Necip bir gün Beşiktaş’tan ayrılmak zorunda kalacaksa tabii ki onu Chelsea ya da Lazio forması yerine Liverpool veya Glasgow Celtic formalarıyla görmeyi tercih ederim. İnşallah Necip sadece Beşiktaş’ta oynar ve daha sonra da teknik direktörümüz olur!

TG: Gözünüzü kapattığınızda hayal ettiğiniz maçtan biraz bahsedebilir misiniz? Acaba o maç hangi dönemde, hangi stadyumda oynanırdı? Bu harika maçın takım kadrolarını ve iki takımın teknik direktörlerini de merak ediyoruz.

AE: Son 2 yıldır 3-4 kez şu rüyayı gördüm: Beşiktaş’ın şimdilerde otele dönüştürülmüş Şeref Stadı’ndayız. Otel motel yok artık ama zemin yine yarı toprak, yarı taş. Üzerimizdeki formalarda “Halkın Takımı” yazıyor. Baba Hakkı, Süleyman Seba, Feyyaz abi falan oynuyorlar, ben de top toplayıcıyım…

Bir maç düzenleme şansım olsaydı “Engellilere Yardım Maçı” düzenlerdim. Kimsenin anasına bacısına küfür etmemek şartıyla isterse Materrazi bile oynayabilir o maçta. Tabii bir takımı Brezilyalı Socrates diğerini Zidane kursa daha güzel olurdu, böylece de Materrazi zaten oynamazdı!

TG: Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederiz. Son olarak, Karabükspor taraftarına iletmemizi istediğiniz bir mesajınız var mı?

AE: Karabükspor da dünyadaki her takım gibi bir yerden sonra: Takımın, kulübün asıl sahibi Karabükspor taraftarı, emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan insanların ta kendisi. Asla müşteri seviyesizliğine indirgenmeye razı olmayın! Başkanlar, oyuncular hepsi geçici, sizler kalıcısınız, Karabükspor bizzat sizsiniz zaten!

Paylaş "RÖPORTAJ: Ali Ece"

Sitemiz yorumlara kapatılmıştır.

9 Yorum

  1. 11 Ekim 2011
    Emeği geçenlere teşekkürler. Müthiş bir röportaj olmuş. Futbolu konuşmaya çalıştığımız şu zamanlarda gerçek hiç bu kadar görülebilir ve dokunabilir olmamıştı.
  2. 12 Ekim 2011
    Güzel bir söyleşi.Son sözleri manşetlik..
  3. 12 Ekim 2011
    Çok kaliteli adamsın Ali Ece. İnanılmaz keyif aldım okurken. Başta Tansu olmak üzere emeği geçenlere teşekkürler..
  4. 12 Ekim 2011
    ali ece candır
  5. 12 Ekim 2011
    on numara röportaj olmuş,futbolun sadece futbol olmadığını inceden belirten kaleiteli bi adam ali ece,devamını bekliyoruz emeği geçen herkese teşekkürler
  6. 12 Ekim 2011
    bandanalı yorumcum. iddaadan da az kazandırmadı bana. bir ara onun canlı yorumladığı bütün premier lig maçları hep alt bitti 🙂 şaka bir yana çok keyifli yazı olmuş tansu hocam
  7. 12 Ekim 2011
    yazı değil röportaj pardon
  8. 12 Ekim 2011
    Sağolasın Serhat. Ali Ece’nin sözleri arasında dikkat etmemiz gereken bir şey daha var. Ali Ece Karabükspor’dan bahsederken şunu diyor: “Karabük ne tam anlamıyla Karadeniz’e aittir, ne de İç Anadolu’ya… Karadeniz’de futbol deyince Trabzonspor’u, Rizespor’u, Orduspor’u vardır ama Karabük’te futbol sadece Karabükspor tarafından temsil edilir…” İşte iki üç hafta önce Trabzonspor, Orduspor ve Samsunspor yöneticilerinin gülücükler içinde verdiği Karadeniz kulüpleri arasındaki birlik beraberlik mesajlarına verilecek en güzel cevap bu. Trabzon, Ordu ve Samsun Karadeniz’dir. Karabük ise Karabük’tür… Karadeniz’e indirgenemez. Ayrı bir yerdir Karabük. Karakteri, havası, suyu farklıdır… Ve iyi ki de böyledir.
  9. 13 Ekim 2011
    geçen ben de aynen bu takımlarla ortak yönümüz olmadığını, kendi türümüzün tek takımı olduğumuzu belirtmiştim. bununla da gurur duyuyorum…
Arşiv Yazılarımız
Şub 21, 11 ay önce

Kamuoyuna duyurumuzdur (21 Şubat 2018)

Değerli Karabükspor taraftarları… Bugün bir kongre sürecinden daha çıktık. Son dokuz ayda yaşadığımız üçüncü seçim ve ikinci kayyum tehlikesini geride bıraktık. Çok değil, bir sene önce çoğumuzun aklının ucundan geçm…

Ağu 21, 1 sene önce

Röportaj: Emanuel Roşu

KırmızıMavi’nin bir geleneği haline dönüşen röportaj serisi devam ediyor. Avrupa Liglerini ve ülkemiz futbolunu yakından takip eden Romanyalı gazeteci Emanuel Roşu ile Türkiye Ligi, Karabükspor ve Karabüksporumuzda futbol oynayan Rom…

Ağu 8, 1 sene önce

Kırmızı Mavi Spor Kültürü Derneği kuruldu

Değerli Karabüklüler, sporseverler, 2011 yılında başladığımız KırmızıMavi yolculuğunda 7 Ağustos 2017 tarihi itibarıyla bir dönüm noktasını geride bırakıyoruz. Yaklaşık bir yıldır planladığımız dernekleşme çalışmalar…