Mar 25, 15 yıl önce
,

Kır(dırma)mak bu olsa gerek

kardemir karabükspor kayserispor

STSL 32. haftada kendi sahamızda Kayserispor’u 1-0 yendik ve üst üste 3. kez Süper Lig’de mücadele edecek bir takım olarak bir ilki başardık. “Futbolcular nasıldı? Taktik olarak herkes yerli yerinde hareket etti mi? Ya çok gol yiyen savunma hattımız?” gibi taktik-performans yorumu yapmaktan ziyade “Ne oldu da ligin ilk yarısında 12 puan toplayan takım, 6 puan alması halinde güle oynaya geçirdiğimiz bir önceki sezonu yakalar hale geldi?” sorusunu sormalıyız.

Aslında önceki maç yorumlarımın bir çoğunda “bu maçın yorumu yok” diyerek futbolun içerisinde gerçekleşen durumlara dair yazılarım oldu. Ama şu var ki “bu maçın cidden pek de yorumlanası bir yanı yok.” Okuyacağınız bu yazıyı maçları kale arkası C tribününde izleyen ve her maç sonrasında sesi kısılmış şekilde eve dönen biri olarak yazıyorum.

Futbolun bazıları için keyifli, bazıları için ise acı verici yanlarından biridir “kırılma anları.” Biz bu sezon kırılma anlarında durumu iyi yönettiğimiz için başarılı olduk. Önce “bindiğimiz dalı kesmeye çalıştık”, daha sonra da “o dala kaynak yaptık.” Hem yönetimsel, hem de taktik-performans açısından. Madem ki ligde kalmamızı garantiledik, yönetimden tutun da teknik direktörüne, fizyoterapistinden futbolcusuna kadar bu anların çok iyi incelenmesi ve öz eleştiri olarak insanların kendi içlerinde yaşaması gerekli.

Ligin 12. haftasında gelen teknik direktörün ve devre arasında gelen futbolcuların, bu takımı ligde tutmaları halinde şehirde bir efsane olarak anılacaklarını söylemiştim. Bunun nedeni de hem Bülent Korkmaz, hem de Yücel İldiz döneminde çıktığımız bazı maçlarda (ki puan almamız kesin olarak görülüyordu) puan kaybetmemiz ve sahada öylesine gezinen futbolculardı. Aslında bu bir nevi “bindiğimiz dalı kesmekti.” Ligin ikinci yarısı ile başlayan mücadele dönemi ile bu dala futbolcuların alın terleri ve yönetimin verdiği destek aşı yaptı, kestirmedik, kırılma anını yaşamadık. Bu haftaya gelinceye dek de sahadaki mücadele, sahadaki oyundan kat be kat üstündü. Belki de bu yüzden 32. haftayı gördüğümüzde önümüzdeki sezonu da görmüş olduk. Kendi görüşümle taktik-performans açısından kırılma anı ve bu ana nasıl müdahil olduğumuz bu çerçevede gelişti.

İşin en temel kısmında da yönetimsel sorunlar vardı. “Nasılsa bu işi geçtiğimiz sezonki gibi yaparız” düşüncesi taraftardaki huzursuzluğu getirmişti. “Yönetim bu takım senin eserin” sloganlarının da nedeni buydu. Yani bindiğimiz dalı kesme girişimiydi bu. Başkan’ın geçtiğimiz haftalarda kulüp sitesinden yayınladığı mesajda yapılan hatalara dair izler görmek mümkün. Hatta bu hatalarla gelen dönemin, takımın geleceğine yönelik planlamaları nasıl geriye çektiğini görmek de… Üzerinde durduğumuz dalı, hatalı transfer politikalarıyla ve profesyonellikten uzaklaşarak kesmeye çalıştık. Ta ki önce değişim için teknik direktör bularak ve bu teknik direktöre transferin tüm haklarını teslim ederek aşı yapıncaya kadar. Bu durumda geç kalınan her bir gün bizim 32. haftada değil de 34. haftada şu güne ulaşmamıza neden olabilirdi. Hatta 34 hafta da yetmeyebilirdi. 

Lig içerisinde oynadığımız maçlara bakacak olursam, “kırılma haftası” diyebileceğim maç deplasmanda oynadığımız ve berabere kaldığımız İBB maçıydı. Deplasmanda puan alamayan takımın “puan alabilmek” ve “deplasmanda da galibiyete yaklaşabilmek” düşünceleri açısından kendisi ile yüzleştiği bir maçtı. Nitekim o maç ile başlayan mücadele arzusu bizi bu günlere getirdi. 5 günde 3 maç oynadığımız dönemin tam ortasındaki o maç “devam ediyoruz” dediğimiz maçtı bana göre.

Peki “Luton ne oluyor, … başın oynuyor” tezahüratlarını yapan taraftara ne oldu? Onlar ne gibi kırılma anı yaşadılar? Ne oldu da onlar maç öncesinde, sırasında ya da Shelton oyundan çıkarken ezgili bir şekilde “Luton Shelton” tezahüratları yapar oldular? Bu sezon her ne kadar olumsuz olarak gördüğüm yanlar sürse de taraftarlarımız “o anı” yakalayarak futbolcuların mücadele güçlerine “direnişi” kattılar. Onlar da takım “uğruna savaş” verdi. 

Yukarıdaki düşüncelerim sezon sonu yazısı açısından erken görünse de öyle ya da böyle “futbol planlaması” bakımından sezonu kapattık. Şimdi geriye dönüp nefesimizi kesen anları yakalama ve değerlendirme zamanı.

Paylaş "Kır(dırma)mak bu olsa gerek"