Biz futbol izleyicilerinin yeminleri meşhurdur. Hani bir de bir takıma biraz fazla, daha fazla, gönülden bağlıysak… Gelin de düşünün bu yeminlerin boyutunu. “Artık maçına gitmeyeceğim” diyen de bulursunuz, “Ne yaparlarsa yapsınlar, izlemeyeceğim maçlarını,” diyenleri de. Sanırım bugün de yeminlik bir karşılaşmaya imza attı Karabüksporumuz. En azından bu karşılaşmayı izlerken beş ya da altı kez farklı yeminlere imza attım. Keyfi değil bu imzalar, sahada işini yapanlara saygı göstermek gerekiyor bir andan sonra. Sonra… Tüm yeminlerimden caydım.
Mesut Hoca’nın on bir tercihlerine yönelik sürekli şaşkınlık içinde kaldığımı söylüyordum sürekli. Öyle maçlar çıkarıyordu ki takım bu oyuncu tercihleri hem olumsuz hem de olumlu olarak sonuca etki yapan durumlar çıkarıyordu karşımıza. Demek istediğim şu, hani hepimiz deriz ya, “Ya hocam şu sakat değilken, yedekler arasındayken neden şunu oynatırsın?” Bu yani. Bugünkü şaşkınlık, kanat bindirmelerini tecrübesiyle yaparak ardında bıraktığı alanı da kollayabilen Seric’in yerine sahada daha çok geriye dönük başarılı performans gösteren Anıl’ı görmekten ibaretti. Hal böyle olunca Shelton sol kanatta yalnız kaldı, daha çok gereksiz koştu, daha az atakta yer alabildi. Savunma yönü güçlü olan Anıl da daha az atağa çıktı. Sorunun sonucundan nedenine yönelik açıklaması bu olur ancak. Tabi bir maçı sadece bu nedene bağlamak yanlış olur. Tabi, “o kim?” sorusunu sorduracak kadar şaşkınlık yarattı bu durum maç boyunca.
Bugün Akhisar Bld. Spor’un dersine çok iyi çalışıp geldiğini de görmezlikten gelemeyiz. İkili mücadeleleri tamamen serbest atış kazanmak üzere oynayan ve orta sahada kapılan topları doğrudan ilerideki çabuk ve teknik oyunculara aktarmaya çalışan bir takımla mücadele ettik. İstediklerini tam anlamıyla gerçekleştiren bir takımla… Bunun üzerine maçın hakemi Abdullah Yılmaz’ın oyunu durdurmaya yönelik maç yönetimi eklenince elimizden giden bir maçı görmekten ziyade elimize alamadığımız bir karşılaşmayı izleyerek sonlandırdık. Hem biz izledik, hem de futbolcularımız. İkili mücadeleleri “yat yere” taktiğiyle kusursuz gerçekleştiren bir rakibin kendi kararlarını verecek kadar cesur olmayan, her an düdük çalmaya eğilimli olan bir hakemle sahada varlık gösteremedik.
İlk 20 dakikadaki hızlı oyunumuz elbette iyiydi. Bir sonuç alsak şu an böyle bir maç yorumunu yapacak durumda olmayabilirdik ama takımın saha içindeki huzursuzluğu, pas alışverişlerindeki uyumsuzluğu karşılaşma boyunca gözlerimizin önünde olacaktı. Takımımız karşılaşmanın başlarında attığı bir gol ile rakibi üzerine çekip daha fazla gol atan bir kimlik bulma planlarından vazgeçmeli. Beş hafta önce böyle bir maç oynadık, dedik ki, “golü erken buldular, bu yüzden oldu.” Daha üç hafta önce benzer bir karşılaşma oynadık, yine aynı şeyleri söyledik. Bu hafta da söylüyoruz. Alışkanlık olmuyor mu bu?
Tamam, deplasmanda oynanan futbol Karabükspor taraftarlarına mutluluk veriyor fakat yarın geldiğinde, o deplasmanlarda alınan puanlar da azaldığında, takımın kendi sahasında puan almaya ihtiyacı olduğunda bugünkü gibi coşkulu ve istekli bir taraftar kalabalığını bulamamak gibi istenmeyen bir durum da oluşabilir. Sahada birbiriyle daha fazla konuşan, daha fazla yardımlaşan, daha fazla paylaşan (haliyle paslaşan) bir takım görmek istiyor Karabük’te maç izlemeye gelen seyirciler.