Antalya’da bir stad. Adı Mardan. Nerede olduğunu pek bilen yok. Stada adını veren otelin adı biliniyor. Yerinin Kundu Oteller bölgesi olduğunu söylüyorlar. Hava alanı yoluna dönün orada yön levhaları var. Kundu’ya ulaşırsınız, oraya varınca da sorarsınız diyorlar Antalyalılar.

Vardığınızda  gözlerinize inanamıyorsunuz, muhteşem görünümlü, altın yaldızlı, saray görüntülü dev tesisler. Ama stad ortada yok. Küçük bir tabela 17 Km.diyor.Birden o muhteşem manzara bitiyor, yerine ilkel köy yolları geliyor. Bu sırada arkamızda bir jandarma arabası görülüyor bağıra çağıra geliyor. Onun arkasında da bizim takımın otobüsü yavaşlayıp, atkılarımızı sallayarak burada da varız dercesine selamımızı gönderiyoruz. Otobüs de kornasını çalarak selamımıza cevap veriyor. İçimizden diyoruz tamam artık kaybolmayacağız. Otobüsümüzün peşine takılıyoruz.

Dar, çamurlu, virajlı yolları aşarak meşhur stada ulaşıyoruz. Her taraf jandarma dolu, kuş uçurtmuyorlar. Bakıyoruz ortalıkta kimse yok biz de stadın önüne gidelim belki bir tanıdığa rastlarız diyoruz. Taraftar yok ama Karabük’ten tanıştığımız basından dostlar orada. Karşılıklı seviniyoruz. Hemen kaynaşıyoruz. Kameralar, mikrofonlar tutuluyor, maç ile ilgili görüşlerimizi alıyorlar, takımı soruyorlar, bizde her zaman söyleyip, yazdıklarımızı onlara da anlatıyoruz.

Sonra vedalaşıp, misafir tribününe doğru gidiyoruz. Yağan yağmur zaten toprak olan yolu çamur deryası yapmış. hoplaya zıplaya tribünü buluyoruz. Biletimizi alıyoruz. Ama barkod okumalı kapı görevliler gelmediği için henüz devrede değil, askerlere biz takımımızın ısınmasını izlemek istiyoruz. Yardımcı olun diyoruz.

Mehmetçik turnikeyi zorluyor, açıyor ve bizi tribüne alıyor. Tribün, tribün değil sanki aslan kafesi. Önü, sağı solu, üstü kafes telle kapatılmış. İçeri giriyoruz, girmez olaydık. Zeminde 10-15 cm. yüksekliğinde yağmur suyu. Zemini ne zamandır temizlenmemişse yosun tutmuş, basınca  kayıyorsun. Ayaklarımız su içinde kendimizi yukarılara atıyoruz. Koltukları da su basmış. Bu arada telefonlar geliyor, Lig TV sizi gösteriyor. Hakkınızda yorum yapıyorlar diye. Keşke diyorum içimden yakınımıza gelseler de tribün zulmünü görseler. Bu arada 5-6 kişi daha geliyor biz diyorlar, yanlış geldik, Antalya taraftarıyız. Ben de olsun fark etmez, kardeş kardeş seyrederiz diyorum. Sonra şaka yaptıklarını, Antalya’da çalışan Karabüklüler olduklarını söylüyorlar. Bu arada önümüzde antrenman yapan oyuncularımızla selamlaşıyoruz. Onları yakından görmek, karşılıklı el sallamak hoş bir duygu. Bu duygu, çamuru, suyu, kafesi unutturuyor.

Maça gelince; 30. saniye civarında Karabükspor klasiÄŸi tekrarlanıyor. Geleneksel golümüzü yiyorduk. Canı sıkılan Tomiç’e kızımdan aldığım tiyo ile. “It is not important”  diye bağırıyor, moral vermeye çalışıyordum. İlk yarı Antalyaspor baskısı ile geçiyor. Bizim takım ÅŸut atmayı bile denemiyordu. Defansta kolay çalım yeniyor, kademeyi iyi yapan orta saha oyuncularımız tehlikelerin fazla büyümesine izin vermiyorlardı. İyi oynamıyorduk. Ama Antalyalı oyuncuların da pek günlerinde olduÄŸunu söyleyemezdik. İlk yarı bitti. Derin bir oh çektik. Dedik bu takımda deÄŸiÅŸiklik yapılır. Daha üretken oyuncular alınır. İkinci yarı iyi oynarız. Nitekim ikinci yarıya Aydın’la baÅŸladık. Umutlandık. Ama bildiÄŸimiz Aydın sahada yoktu. KoÅŸamıyor, pas veremiyor, ÅŸut atamıyor bizler de tribünde saçımızı, başımızı yoluyorduk.

Ama dakikalar 55’i gösterirken  kenardan bir adam giriyor ve oyunun akışını değiştiriyordu. 67. dakikada soldan kazandığımız serbest atışı doğrudan kaleye gönderiyor. Beraberliği sağlıyordu. Belli ki Antalyaspor teknik heyeti Coelho’nun oynayacağını, oynarsa kaleye orta yapmak yerine  şut çekeceğini bilmiyorlardı. Bu onlara pahalıya mal oldu. Golden sonra kurulan dengede karşılıklı ataklar başladı. Bizim kalemizde Tomiç diye bir dev, karşı kalede de  Sammy isimli  bir acemi vardı. Maç böyle biter derken, 87.dakikada o ana kadar az sayıda ki taraftarımızı fazlasıyla kızdıran Aydın ilk ve son şık hareketini yapıp, topu Coelho’nun önüne atıyor.O da hakkını veriyordu.1-2.

Sonuç olarak, bu takım her türlü övgüyü hak ediyor. Milyon nüfuslu Antalya stadsız olmayı hak etmiyor.

PaylaÅŸ "Mardan diye bir yer…"

Sitemiz yorumlara kapatılmıştır.

3 Yorum

  1. 14 Mayıs 2011
    TV’den sizi orada görünce keyiflerin yerinde olduÄŸunu düşünmüştüm. Yazdıklarınızı okuyunca epeyce bir ÅŸaşırdım doÄŸrusu. Türkiye’deki herkes sanırım stadın otel arazisi içerisinde, otelin hemen yakınında bir yerde sanıyor.
  2. 14 Mayıs 2011
    DoÄŸru Antalya o stadı hak etmiyor.Birde oyuncular taa Karabük’ten Antalya’ya otobüs ile mi gelmiÅŸler.Zor olmuÅŸtur onlara
  3. 14 Mayıs 2011
    Gollerdeki sevincimizde tellere tırmandık gibi görülüyor.Niyetimiz tellere tırmanmak değildi.Tellerin dibi su dolu olduğundan,ıslanmamak için tellere tutunmak zorunda kaldık.O da enteresan bir görüntü ortaya çıkarmış..