
Takımların geçirdiği uzunca bir kamp döneminin ardından Spor Toto Süper Lig’de 2011-2012 Sezonu önümüzdeki Cumartesi oynanacak olan karşılaşmalar ile başlıyor. Beklenenden uzun geçen, tam bitti demişken plansız bir şekilde uzatılan ve tam ortasında uzun denebilecek bir ara verilen kamp döneminin ardından takımların sezon içerisinde sergileyeceği durum merak konusu. Şimdi değerlendirme zamanı.
Yücel Hoca’nın de belirttiği gibi toz, duman ve bulut içerisinde çekilen bir fikstüre tanıklık ettik. Tahminim o ki ligin ilk üç dört haftasında da benzer bir havayı soluyacağız. İlk 5-6 haftada herkesin birbirinden puan alabildiği bir lig alışkanlığına sahip olduğumuz anda bir de böyle bir ortam ilavesi futbolu özleyen ve futboldan beklentileri olan izleyiciler için hayal kırıklığı oluşturabilir. Zaten buna dair izleri de milli takımın oynadığı Kazakistan ve Avusturya maçlarında gördük. Üstelik Süper Lig takımlarında şu sıralar var olan sakatlıkları göz önüne getirdiğimizde… Hayli ilginç bir ilk 5-6 hafta bizi bekliyor olacak.
Bizim durumumuz ise bu ilk 5-6 haftada kritik. Maç programının sıkıştırılması ve taraftarların hafta içi maçlardan yoksun kalması nedeniyle karşı çıktığım play-off sisteminin getirilmesi de bizi bu süreçte etkileyeceğe benziyor. İlginç bir fikstür oluştu bu bakımdan bizim için. Ligin ilk maçını kendi evimizde eşit güçte bir takıma karşı oynamamız çok büyük bir avantaj. Oyuncuların taraftar önüne çıkması ve ilk hafta olması ek bir motivasyon kaynağı olacak. Ardından gelen Gençlerbirliği maçı da yine eş takımların mücadelesi şeklinde geçecek ve normalde puan almamız gereken maçlar olarak görülüyor. Sıkıntının başlayacağı yer ise iki hafta art arda hafta sonu maçının ardından iki zorlu maça çıkmamız. Bunlardan birini hafta içi Galatasaray ile, diğerini de hafta sonu Trabzonspor ile oynayacağız. Bu zorlu dönemi avantaja çevirebileceğimiz tek dinamik Yücel Hoca’nın kadroyu olabildiğince geniş tutması olarak verilebilir. Hoca’nın planlarında yapabileceği rotasyon ligin en kilit noktası durumunda olan ilk 6-7 haftayı en az kayıpla atlatmamızda önemli olacağa benziyor. Bu rotasyon kadro yapısı gereği daha diri futbolculardan kurulu Galatasaray ve Trabzonspor karşısında iş yapar mı? Bekleyip göreceğiz. Geçen sezon benzer dönemleri çok rahat atlatmıştık, fakat bu sezon işler oldukça farklı. En azından kendimizi bu ligin yerlisi gibi görüp, lige yeni çıkmış aç bir takım kimliğinden uzak bir duruş sergilememiz ve daha garanti bir futbol anlayışı ortaya koymamız olası. Buraya bir ilaveyi de futbolcularımızın özellikleri üzerinde yapmak istiyorum. Bu sezon oyun sonucuna etki yapacak futbolcu sayımız geçtiğimiz sezondan oldukça fazla. Bizim gibi ligin orta halli takımlarının kadrosunda bulunan Cernat, Shelton, Erkan Taşkıran, Sinan Kaloğlu ve Mehmet Çakır gibi maçın gidişine etki yapabilecek futbolcular maçların kilidini açmada önemli roller oynayabilir.
Geçtiğimiz sezon sıkça belirttiğim bir durum vardı: Yücel Hoca’nın 5’li orta sahasının 70. dakikalara doğru maçtan düşmeye başlaması. İlk 17 haftada 4 kez yoğunlaşacak maç temposunda bunu nasıl atlatacağımız da önemli. Yapılan tüm oyuncu değişiklikleri orta sahada gerçekleşiyordu ve geçen sezon golü aradığımız çoğu maçta bu yüzden forvet oyuncusu değiştirememiştik. Yine burada kadronun geniş ve alternatifli tutulmasının faydasını görebiliriz. Orta sahaya yaptığımız ciddi transferler bu konu üzerinde yoğun bir şekilde düşünüldüğünü gösteriyor. Bu bölgede sakatlık ve rotasyonun aynı haftaya rastlamasında bile problem yaşamayacağımızı düşünüyorum, tabi maç içerisindeki kondisyon düşmeleri hariç.
Hocanın geçen sezonki taktik dizilişini bu sezon da sahada uygulayacağını düşünüyorum. Hazırlık maçlarından TRT Ankara Kupası’nda oynadığımız maçları takip edebildim. Yukarıda belirttiğim gibi 5’li orta sahanın yine kilit rol oynayacağını gördüm. Üstelik transfer edilen Shelton ve Sinan Kaloğlu gibi ileri uç oyuncularının hemen arkalarındaki 5’li bölgede oynayabiliyor olmaları da oyun içerisindeki bitiriciliğimizin yüksek seviyede olmasında katkı sağlayacak. Hazırlık maçında izlediğim görüntü ise takımın kısa pas yapması sırasında Yücel Hoca’nın oyunculara sürekli teşvikte bulunduğuydu. Bu geçen sezondan biraz farklı bir görünüme bürünmemiz açısından iz olabilir. Kadroya bu maçlardan sonra katılan Shelton gibi sprinter bir futbolcumuzun olması da Hoca’nın oyuncuları orta sahadan gönderilecek paslara yönlendirmesi ihtimalini elde tutuyor. Tabi henüz Shelton’ı izleyemedik, burada emin olamamamda en büyük neden de bu.
Geçen sezonun en yaşlı takımı bizdik. Bu sezon da en yaşlı takımlar arasındayız fakat kadroyu gençleştirme çalışmalarının aşamalı olarak gerçekleştiğini vurgulamamız gerek. 28 olan yaş ortalamasının bir anda 24-25’e çekilmesinden ziyade 27-26’ya indirilmesinden bahsediyorum. Bizim gibi takımların ligdeki varlığını sürdürebilmesi açısından çok önemi bir husus bu. Lige yeni çıkan bir takımın tecrübe seviyesi üst düzeyde bulunan futbolculardan kurulması ve haliyle yaş ortalamasının yüksek olması ne kadar normalse, ikinci sezonunu yaşayan bir takımın da yaş ortalamasının önceki sezondan bir iki yaş düşük olması o kadar normal. Bu konuda Kayserispor’un izlediği yolu her zaman beğendim, zaten kendileri de bu sezonun en genç takımı.
Yazının sonlarında ise merak ettiğim bir nokta üzerinde durmak istiyorum: Yücel Hoca’nın takıma uyguladığı oyun karakteri. Yani geçtiğimiz iki sezonda gördüğümüz gibi Hoca’nın sahada kendi oyun karakterini benimseyebilecek oyuncularla çalışması ve bunun takıma zarar verebilecek herhangi bir ikili çekişmeyi engellemesi. Forvet bölgesine yaptığımız yoğun transferler bende buna dair soru işareti bırakıyor olsa da bu konuda topu Yücel Hoca’ya atmak bizlerin görevi. Kendisinin işini çok iyi yaptığını uzunca belirtmeye gerek yok.