beşiktaş karabük maçı kaynak-ajansspor-com

STSL 11-12 Sezonu’nun ilk yarısını Beşiktaş maçıyla bitirdik sezon başındaki beklentilerimizin tam aksi yönünde. Yöneticisinden menajerine, teknik direktöründen futbolcusuna, taraftarına… Hepimiz yanıldık bu durumda. 

Hafta içinde kulübün aldığı kararları küçük bir “dağıtma” operasyonu olarak yorumlamıştım. Takımda forma yüzü görmeyen altı futbolcunun dağıtılması, başarısızlığa odaklanan ve bundan kulübü sorumlu tutan taraftarın dikkatinin dağıtılması… İki gün önce de Bülent Korkmaz tarafından yapılan bir dağıtma operasyonu: “Tomic’in kronik sakatlığı var.” Tam 40 maç oynadıktan sonra gerçekleşen büyük tıp buluşu edasıyla yapılan bir açıklama. Peki buna tıp ne diyor? Bir, iki, üç… Tıp. Biz bir şey görmedik, duymadık. Haliyle Tomic’i bugün ne kalede (ki artık orada olmayacakmış) ne de yedek kulübesinde.

Futbolcular vardır takımı motive eder, futbolcular vardır takımı uyutur. Tomic öyle bir futbolcu ki içerisinde tipik Hırvat futbol ateşini taşıyor. Nasıl mı? Siz son birkaç sezonda Karabükspor forması giyen ve golden sonra tellere tırmanan bir futbolcu gördünüz mü? Golü atan tırmanır genelde. Bir de Tomic. Geçtiğimiz sezon oynadığımız Gençlerbirliği maçını hatırlayanlar son dakika golünün ardından Tomic’in kendisinin arka tarafında kalan tribüne doğru koşuşunu, o tellere atlayışını, taraftarlara sarılışını gözünüzün önünden ayırmayın. Bu adam takımına sahip çıkar. Saha içerisinde ne dediği belli olmayan, hareketleriyle savunmanın dikkatini dağıtan biri değil.

Neyse, maça dönelim. İlk yarı bildiğimiz gibi. Yani Karabükspor’u bildiğimiz gibi, son derece sönük. Hep derdik ya bu takımın orta saha – forvet uyumu yok diye. Bugün orta saha yoktu ilk yarıda. Topu sadece Ragued ile alabiliyorduk. Rakip bu bölgeyi eğer Ragued’yi ekarte etmişse elini kolunu sallaya sallaya geçti ilk yarıda. Kalemizde de bu yüzden sayısız atak, şut gördük. Diyeceğim o ki ilk yarının sonuca etki eden elemanı sadece kalecimiz Orkun’du. Bunun nedeni de diğer Ragued ve kendisi hariç diğer 9 futbolcunun sahadan silinmiş olmasıydı. İlhan Parlak’ın forvette nasıl ezildiğini, Shelton’ın sol kanatta nasıl etkisiz kaldığını gördük. Evet, Shelton bir forvet değil ama şu takımda forvet oynayabilecek tek kişi. İlhan Parlak geçtiğimiz sezon Yücel Hoca tarafından oynatıldığı yerde daha etkili olur, iyi top dağıtır.

İkinci yarının ilk 10 dakikası ilk yarının kopyasıydı, sadece savunma müdahalelerimiz iyiydi. Orta sahaya yapılan değişiklikler biraz olsun bizi umutlandırdı. Geçtiğimiz sezonun büyük bölümünde forma giyen (ilginçtir ki onun kronik bir sakatlığı yok) Birol’un oyuna girmesi, sahada etkisiz kalan Bilal’ın oyundan alınması… Kilit buydu. Cernat ve Ragued arasını bağladı Birol. Geçtiğimiz sezon Cernat’ın sakatlık döneminde takımı toplayan Birol, üstelik kronik bir sakatlığı yok. Şükürler ola. Oyun içerisinde Ragued’yi görebilen Cernat da bu sayede daha fazla top aldı, Shelton’a ve Batdal’a paslar gönderdi, atakların yönünü değiştirdi. Tam orta sahamız geldi dedim forvetler kayboldu sahadan. Batdal? Evet, bir Alex değil.

Lig devre arasına gidiyor tabi öyle bir şey mümkünse. Bu takım kısacık arada ne kadar toparlanabilir? Takıma yapılacak takviyeler nasıl faydalı olur? Uyum sorununu aşabilirler mi? Özgüvenlerini yitirmiş futbolcuların geri kazanımlarını kimler gerçekleştirebilir, nasıl? Öyle bir durumdayız ki radikal çözümlere gidilebilir. Ama bu radikal çözümler ne kadar mümkün? Tüm bunların yanıtını verebilen çıkarsa ancak ligde kalabiliriz. Çaresizliğimiz yüzümüzden, pardon futbolumuzdan okunuyor. Bugün biz oyun içerisinde yenilmedik, sadece kaybetme alışkanlığımız olduğundan dolayı maça 1-0 yenik başladık, önceki maçlarda olduğu gibi.

Paylaş "Haydi dağılın şimdi"