Oca 25, 15 yıl önce
,

Alışkanlık düzeyi: Tavan

orduspor kardemir karabükspor karşılaşması

Aynı başlığı üçüncü kez atıyorum bu sezon. Nasıl takım deplasmanda puan kazanamamaya alışmışsa ben de aynı şekilde bu başlığı atmaya alıştım. Alışkanlık düzeyimiz hayli yüksek.

Bu sezon bizim açımızdan biraz garip geçiyor. Oynadığımız hafta itibariyle ligde 5. ve üzeri sıralarda bulunan takımları kendi sahamızda rakibimiz değilken, yani puan hesabı yapsak yanına koyacağımız sıfırdan çekinmediğimiz durumda yendik. Olmadık takımlara puan kaybettik, üstelik deplasmanda şu ana kadar sadece bir puan alabildik. Öyle ki o bir puanı kimden aldık? Onu bile unuttum. Deplasman puanlarını özlemekten ziyade özleyecek boyutta hatırlayamaz duruma geldik.

Bugünkü maçı izleyen herkes maçın iki bölümden oluştuğunu söyler, ben de aynı düşünceye sahibim. Orduspor’un bir anda kalemize gol olup yağdığı ilk 30 dakika ilk bölümü, 30. – 90. dakikalar arası da maçın ikinci bölümünü oluşturdu. Hatta 30.-45. dakikalar arasını Bilal Kısa’nın hayal kırıklığı yaratan performansından ötürü ilk 30 dakikaya katıp sahada olmadığımız dakika aralığını 0-45 olarak verebilirim. Bu bölümde futbol adına sahada herhangi bir şey ortaya koyamadık. Topla ileri çıktığımız her atakta Bilal’in toptan kaçışı bir yana dursun, kalemize gelen toplar… Hepsi birer birer maçın sonunu getirdi. Ta ki ikinci yarının başında sahaya çıkan takımı oldukça istekli görmeme kadar. Bir takım ilk yarı boyunca eşdeğer rakibine karşı bir tane bile yan top yapamıyorsa o takımın toplarını dağıtan futbolcu bunda suçu üstlenmiş demektir. Tabi bunda Cernat’ın takımı zamansız yalnız bıraktığını da söylemek gerekir.

İkinci yarıda istekli bir Karabükspor vardı sahada. “Üç golü nasıl yemiş isek öyle de atarız” mantığı ile mücadele ettiler. Tamam, bu bize oldukça umut verdi ama neden ilk yarıda intihar süsü verilmiş mağlubiyete zemin hazırlandı? İkinci yarının başında Bülent Korkmaz’ın yaptığı Bilal – Muhammet Özdin değişikliği ilk on birde yapılamaz mıydı? Hoca’nın yaptığı bu değişiklik bize ikinci yarıdaki mücadele ile galibiyet getirebilirdi. Peki ya maça böyle başlasaydık?

Yediğimiz gollerde bariz savunma hatası vardı fakat Rıza Çalımbay edasıyla “basit goller yedik” gibi bir şey de diyemeyiz. Culio – Hakan Özmert ve Stancu paslaşmaları ceza sahamızın üzerine yaklaştığı her anda tehlike oluşturdu. Bu tehlikeyi bazen savunmamız önledi, bazen de… İki golü bu şekilde yedik. Yediğimiz ilk golde de Mabiala’nın üzerine çıkan Yalçın’ın faulünü hakemin görmemiş olması bana garip geldi açıkçası. Son dakikalarda gerçekleşen benzer pozisyonda rakip ceza sahasında rakibinin üzerine çıkan futbolcumuza faulü çalan hakemin bunu da bir zahmet görmesi gerekir. Neyse, bunu da uzatmanın anlamı yok, sonuçta hakemler büyük takımlar için var.

Mabiala’nın performansı hayal kırıklığı yarattı bende. Oyun içerisindeki mücadelesi konusunda bir sorun yok fakat çok çekimser bir görüntü sergiliyor. Tabi bunda oyun içerisinde art arda yaptığı hataların da payı büyük. Jahic ile sıfır uyum gösterdiler bugün. Ki benzer pozisyonlarda ikinci ve üçücü golü yedik. İkinci golde Mabiala Culio’yu engellemeye çalışırken Jahic de Mabiala’dan habersiz bir şekilde ceza sahası dışında yakalandı. Yine üçüncü golde çizgide baskı yapan Mabiala tarafından boşaltılan bölgeye Jahic’in geçememiş olması da uyum sorunundan kaynaklanıyor. Liglerde devre arasının olmadığı bir ortamda futbolcuların bir haftalık tanışma süresinde kazanacakları uyum bu açıdan pek sorgulanmamalı. Keza Trabzonspor maçında takımın üçte biri maçtan bir gün önce tanışmıştı birbirleriyle. Şu an takımımızdaki en büyük risk bu.

Bilal’in ilk yarıda sahada gezinmesinin bizi asıl sıkıntıya sokan şey olduğunu söylemiştim. Bilal’in kötü performansı burada Kağan ve Mustafa Sarp’ı da etkiledi haliyle. Gelişen Ordu ataklarında Kağan ve M.Sarp’ın ileride kalması Bilal’in yerine onların insiyatif aldığının göstergesiydi.

Sonuçta maç bitti. Maçın böyle bitmesinden öte bizi en çok etkileyen şey üst sıradaki rakiplerimizle aramızdaki puan farkının açılması. Maç içerisinde aklımda en çok iz bırakan şey ise takımın ilk yarıda ve ikinci yarıda birbirine benzemeyen futboluydu. İlk yarıdaki futbol bu sezon sürekli söylediğimiz “orta saha – forvet arası uyum yok” futboluydu, ikinci yarıda gördüğümüz ise bize bundan sonraki karşılaşmalarda maç kazandıracak futbol. 

Şu vakitten sonra geleceğe yönelik söylenebilecek tek olumlu şey bu takımın iç sahadaki tüm maçları kazanması gerektiğini ve dış sahadan da en az 6-7 puan getirmek zorunda olduğunu söylemek. Trabzon maçı bizim için bir karşılaştırma olanağı veriyorsa iç sahadan bu puanları çıkarırız fakat ya dış saha? Alışkanlık işte. İnanasım gelmiyor dış sahaya. Öyle ki en son dış saha maçını ne zaman oynadık diye sorsanız… Yok.

————–

Yazıdaki görselin kaynağı ntvspor.net’e aittir.

Paylaş "Alışkanlık düzeyi: Tavan"