
STSL 14. haftada kendi sahamızda Elazığspor’a 1-0 kaybettik ve önemli bir üç puandan olduk. Düşüncem şu ki eğer bu maçtan teknik yönetim taktik olarak bir ders almışsa ligin kalan haftalarında benzer puan kayıpları yaşamayız, bu yüzden karamsarlığa gerek yok. Ha bir de şu var, böyle bir maçta giden üç puanı 34. haftaya kadar arayacağız. Ligin şekillenmeye başladığı şu haftalarda kaybettiğimiz bu üç puan kalan maçlarda yapılacak stratejilerde çok şeyi değiştirecek.
Maçın tamamını statta ya da evinde izlemiş olanların söz birliği yapmışcasına şöyle bir şey diyeceğinden eminim: İlk yarının nasıl geçtiğini anlamadık. Baya heyecansız, iki takımın da vasatın altında olduğu, orta sahada dönen topların futbolcuların başını döndürdüğü bir ilk yarı geçti. Belki ilk yarıya dair söylenecek tek şey takım savunmasının uyum içinde olmasıydı. Son üç haftada bu uyumu iyi bir şekilde gözleyebiliyoruz. Hatta takım savunması öyle bir uyum gösteriyor ki olası bir aksama geçtiğimiz hafta Mersin deplasmanında olduğu gibi savunma arkasına kaçan ve kendini yere bırakan futbolcuya çalınan penaltıya, bugün de rakibin tek vuruşunun gol olmasıyla sonuçlanıyor.
Sanırım ilk yarı için söz birliği yapanlar ikinci yarı için de bu düşüncelerini sürdürüyorlar. Sözü getirmek istediğim nokta oyuncu değişikliği ve değişiklikler öncesi-sonrasında belirlenen taktik anlayış. Eğer bugün galip gelseydik taktik hatayı gözardı edebilir, Cernat’a atfen “üç pas attı maçın şekli değişti” başlığını atabilirdik. Tabi bu başlığı ikinci yarının ilk 20 dakikası için attık aklımızda ama ya sonrası? Sonrasına geçmeden önce öncesinde neler oldu, ona bakalım. Hepimiz biliyoruz ki geçtiğimiz sezon takımın lige tutunmasında büyük pay sahibi olan oyunculardan biri olan Mehmet Yıldız bu sezon başından bu yana baya formsuz. Skibbe döneminde onu zaman zaman yedekten oyuna girerken gördük. Mesut Bakkal geldiğinde ise kendine daimi ilk on birde yer buldu. Son iki haftada ise Yıldız’ın formsuzluğunu daha açık bir şekilde görebiliyoruz. Şu durumda çoğu Karabükspor taraftarı ikinci yarıya Mesut Bakkal’ın Mehmetsiz başlayacağını düşünür. Burada yanıldık. Aslında çoğunluk formsuz Mehmet’i gördü ama Mesut Bakkal’ın onun üzerindeki ısrarı takımın ikinci yarının 15. dakikasına doğru tempo kaybına neden oldu. Şimdi pek çok kişi sorabilir: Hoca oyuna neden Cernat ile başlamadı? Bir bildiği vardır demekten başka bir şey gelmiyor insanın aklına ama şu maçta oyuna girdikten sonra Cernat’ın katkısını gören bir hocanın mutlaka oyuna Cernat ile başlamak gibi bir bildiği olmalı.
İkinci yarının 15. dakikasından sonra Mehmet’in oyundan epeyce düştüğünü belirtmiştim. Bu dakikalarda Mesut Bakkal onu çıkarmayı tercih etti fakat yerine giren Juju, kendi kanadında oynayan rakip oyuncuyu anca 5-10 dakika rahatsız edebildi, sonra o da oyundan düştü. O dakikalarda Kağan’ın da oyundan alınıp yerine bu tür maçları çok oynamış ve iz bırakmış Birol’un girmesini beklerdim. Anlayacağınız bugünkü mağlubiyette teknik ekibin taktik olarak zincirleme hata tamlaması şeklinde gerçekleşen bir dizi kararı etkili oldu.
Taraftarı da sessiz ve desteksiz buldum bu maçta. Elazığ’nın tek şut tek golüne kadar TVye gelen ses gayet iyiydi fakat ya sonrası… Sanırım onlar da moral bozukluğu içine girdiler. Şehrin plakasının dakikası meşgalesi gibi bir saçmalığa da takım gerideyken ve tempo ihtiyacı duyuyorken konfeti ile eşlik eden taraftarlar oldu. Diyecek bir söz yok.
Tabi hakeme de diyecek söz yok. “Buna çalmazsan neye çalarsın!” deriz sanırım. Onlar bizi duymuyorlar, göz önüne fazla düşen dinlendirilir, Karabükspor maçlarında maçı katleden ertesi hafta maç alır.
Yazının girişinde belirttiklerimi yinelemek istiyorum. Pek fazla moral bozmaya gerek yok, böyle maçlarda yapılan taktik hata giderilebilir boyutta eğer ders alınırsa. Tabi üzülelim bir noktaya da, bu üç puanı gece gündüz ararız.