Acı çekmek özgürlükse özgürüz hepimizde…
Evet, acı çekmek bizim için özgürlük olsa gerek. Zira acı çekmeden özgürlüğe kavuşmasını bir türlü başaramıyoruz.
Yalan yok… Her ne kadar düşme hattının içinde yer alsak da, küme düşme korkusunu iliklerimize kadar hissetsek de buna kendimizi hazır hissettiğimiz söylenemezdi. Tamam, bu zamana kadar şansımızın pek yaver gitmediği gerçekti. Ne kadar olumsuzluk varsa bizi bulmuş, yok artık o kadar da uzun boylu değil denecek şeyler kapımızı çalmıştı ama daha ilerisi olamazdı ya…
Yine olamaz dediklerimiz maalesef bir bir sürmeye devam ediyordu. Takımlar bırakın santra vuruşunu yapmayı, daha seramoniye çıkmadan İstanbul’dan gelen gol haberi soğuk duş etkisi yarattı. Gelen gol haberi tribünlerin moralini bozmuş, bu moral bozukluğu saha içine de sirayet etmişti. Ayağa paslarla etkili olan ve oyunu istediği gibi yönlendiren taraf konuk ekip Fenerbahçe’ydi. Nihayetinde yenilen golle kendimizi içinden çıkılmaz bir girdabın içinde bulduk. Beyin ayaklara hükmetmeyi başaramıyor, iki metreye pas atamayan oyuncuların görüntüsü amansız bir çırpınışı andırıyordu. Takımlar soyunma odasına giderken mevcut skorlar bizi bir alt lige gönderirken bu kasvetli havanın dağılması da olağan görünmüyordu.
İkinci yarıya Shelton – İlhan değişikliği ile başlanırken bizi kurtaracak tek şey olabildiğince erken gelmesi gereken goldü. İlhan’la başlayan atakta ligin sonu gelmesine rağmen bir türlü katkı veremeyen Gökhan’ın takibi sonucu gelen penaltı ışığın yanmasını sağladı. Akabinde Ahmet İlhan’la gelen gol adeta bayramı yaşattı. Bu dakikadan sonra tedirginlik vardı herkeste ama o direnç ve tepki özlediğimiz, beklediğimiz Karabük’ü gördükten sonra tatlı bir heyecana dönüştürdü.
Son düdükle beraber tüm sezonun verdiği stres inanılmaz bir duygu boşalmasına sebep oldu. Maç sonundaki görüntüler ise içinde en ufak bir duygu kıpırtısı bulunmayan insanı bile hüzünlendirecek cinstendi.
Takımın başında iki haftadır çıkan Suat hocadan, oyuna girdikten sonra takıma can veren İlhan’a, sakatlanan Mabiala’nın yerine oyuna girip cansiperane mücadele eden Yiğit’e, sezonu boşa geçirmesine rağmen müthiş kurtarışlar yapan Tomiç’e….
Oynadığı her maçta mücadelesini eksik etmeyen Deumi’den her ne kadar hakkı verilmese de girdiği ters kademelerle hayati müdaheleler yapan Seriç’e…Yenilgiyi kabullenemeyen takımın asi gücü, yıldızı LuaLua’dan kenardaki enerjisiyle takıma destek veren yedek kaleci Abdülazize…
Kısacası Karabük’le eşdeğer anlama gelen ‘direniş’ mücadelesini esirgemeyen herkes alkışı sonuna kadar hakediyor…
Hepinize teşekkürler…
Şimdi bizim için sevinme, yönetimin de şapkasını önüne alıp düşünme zamanı…
