Tem 30, 13 yıl önce
, , ,

Yeni Sezona Girerken Eğrisiyle Doğrusuyla Karabükspor

koreoacılım

Aslında geç kalmış bir yazı gibi gelebilir. Ancak kulübün üzerinde öyle bir belirsizlik vardı ki, daha önce yazılacak bütün sezon değerlendirmeleri fal bakmaktan farksız olacaktı. Bugünden sonra da takımda değişen şeyler muhakkak olacaktır fakat en azından büyük resmi görebileceğimizi tahmin ediyorum…

Yönetim ve kongre konusunda olan bitene uzun uzun değinmeye gerek yok. Her şey yaşandı bitti ve Karabükspor artık devamlılık sağlamasını beklediğimiz bir yönetime kavuştu. Başta başkanımız Mustafa Yolbulan olmak üzere tüm yönetim kuruluna bu zor görevlerinde başarılar diliyorum. Taraftar olarak gerçekten iyi işler yapmak isteyen herkesi desteklemek bizim görevimiz. Tabii, eleştiri gerektiği noktada bu eleştiriyi yapmak da… Bu yazıda takımın teknik değerlendirmesinin yanı sıra bir taraftar ve ayrıca oyuna dair çeşitli çalışmalar yapmaya çalışan bir futbolsever olarak yönetimden kulübün geleceğiyle ilgili beklentilerimi yazacağım.

Bugün geldiğimiz noktada, golcü transferi dışında (belki o iş de şu sıralar sonuca bağlanıyor olabilir) transferi hemen hemen tamamladığımızı ve takımın son halinin oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Transfere çok geç başlamanın dezavantajını yaşadık. Neydi bu dezavantajlar? Öncelikle bedelsiz alınabilecek, belli kalitenin üstündeki oyuncuları takıma kazandırma şansını kaçırdık. Bizim istediğimiz tarz oyuncular için kulüpler yüksek bonservis bedelleri talep edeceklerinden dolayı kulübün ekonomik şartlarının izin verdiği ölçüde, mümkün olduğunca düşük maliyetli oyuncular peşinde koştuk. Bu, benim açımdan anlaşılabilir, hoş görülebilir bir durumdu. Çünkü bir kulüpte her şeyden önce mali disiplin şarttır. Daha önce bu mali disiplini sağlayamayan ve transfer dönemlerinde fahiş paralar harcayan kulüplerin durumu bugün ortada. Kimse de bu durumdan ötürü enseyi karartmasın. Süper Lig öyle bir ligdir ki, son hafta kuracağınız takımla bile ilk 8’e oynamanız mümkün. Biz bunu Bülent Korkmaz döneminin devre arası transferinde takımı komple değiştirerek az kalsın başarıyorduk mesela… Önemli olan kulüp organizasyonunu sezon içinde doğru yönetmek.

Burada görevin en büyüğü tabii ki yönetimin. Geçtiğimiz sezonlarda yaşanan aksaklıkların ve yapılan hataların tekrarlanmayacağını umuyorum. Herkesin, yönetim içindeki görev dağılımına sadık kalması, yöneticilerin üstlerine vazife olmayan konularda yerel ve ulusal basına beyanat vermemesi, takımla kurulan diyaloglarda dikkatli ve özenli olunması şart. Ülkenin en önemli markalarından biri olan Kardemir’den gelen ve kurumsal yönetim anlayışını yeterince özümsediğine inandığım yeni başkanımız sayın Mustafa Yolbulan’ın da bu konuda benzer düşüncelere sahip olduğunu tahmin ediyorum. Böylelikle Kardemir Karabükspor yönetiminin en önemli misyonlarından biri de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor: Kurumsallaşma… Yönetimin, görev süresinde kulübe kazandırması gereken en önemli meleke kurumsallık olacaktır. Kulübün artık Kardemir’e bağımlı olmaktan çıkması, kendine ait gelir kaynakları olması ve Kardemir’in kulüp geleneğindeki yerini koruyarak, ona kurumsal kimliğini kazandıran en önemli yapı taşlarından biri olarak konumlanması bana göre şart oğlu şart…

Mustafa Yolbulan ismi, bu zamana kadar perde önüne pek fazla çıkmamış olsa da aslında arka planda çok şey yapmış bir isimdir. Türk futbolunda bir yeri, ağırlığı ve geleceği vardır. Bunu zaten Tolunay Kafkas’ın takımın başına geçişinde de gözlemleyebiliyoruz. Kafkas’ın teknik direktörlük yetenekleri eleştirilebilir. Herkesi eleştirebiliriz. Bizim hocamızın da çeşitli eksikleri ve yanlışları vardır. Ancak isim olarak baktığımızda Süper Lig’de onu göreve getirebilecek, onun frekansını tutturabilecek kulüp sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bugüne kadar yaptığı çalışmalarla belli bir saygınlığa erişmiş Tolunay Kafkas’ı özellikle de bu kadar geç bir zamanda göreve getirebilmek bana göre başarıdır. Böyle hocalar için zaman çok önemlidir. Zamanınız kısıtlıysa da ileriye dönük planlarınızla onları etkileyip ikna etmeniz gerekir. Mustafa Yolbulan’ın bu konuda bireysel olarak başarısı kesinlikle inkar edilemez. Tabii ki önemli olan bundan sonra hocayla yakalanan uyumu sürdürmek ve bu çalışmayı uzun vadeye yaymak. Bu da ancak tutarlı bir kulüp yönetimiyle mümkün. Şimdilik gelen sinyaller, bu tutarlı yönetimin hayata geçirileceği yönünde…

Yapılan transferler ve görüşülen futbolculara bakınca da kulübün bir vizyon kazandığını görüyoruz. Yıllarca Ajax ve AZ Alkmaar gibi takımlarda oynamış, son olarak PSV Eindhoven kalesini koruyan Boy Waterman; Fransa liginde senelerce başarıyla forma giymiş ve saygın bir yere sahip olan Sebastian Puygrenier; yine Frsansa’da top koşturup Mali milli takımında Afrika Kupası’nda boy gösteren ve İngiliz kulüplerince istenen Samba Sow gibi oyuncuları getirmek bir başarı ve vizyon meselesidir. Ayrıca Carlton Cole gibi yıllarca Premier Lig’de top koşturmuş ve İngiltere milli takımında görev almış bir oyuncuyu transfer görüşmesi için de olsa Karabük’e getirmek, Mladen Petric gibi yüksek profilli bir oyuncuyla görüşmeleri belli bir seviyeye ulaştırmak (kim bilir, belki Petric formamızı giyer) da kesinlikle az iş değil. Evet, belki transferde mümkün olduğunca ayağımızı yorganımıza göre uzatmaya çalışıyoruz ancak ortaya böyle bir vizyon koyabilmek de ne olursa olsun önemli.

Takımla ilgili detaya birazdan geleceğim. Daha önce, hazır yönetimden beklentiler üzerine laf açılmışken stat meselesini dile getirmekte fayda var. Tamamlandığında kutu gibi, müthiş bir atmosfere sahip, aynı Premier lig takımlarının sahip olduklarına benzer bir stada sahip olacağız. Necmettin Şeyhoğlu Stadı, tam da Karabük’ün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir futbol merkezi olacak. Bu şimdiden belli. Ancak inşaatın gecikmesi de en az stadın güzelliği kadar can sıkıcı. Tabii ki iş büyük ölçüde yüklenici firma ve GSGM arasında çözülmeli ancak yine de bu noktada kulübün de gerekli yerlere gerekli girişimleri yapıp mağduriyetini gidermesi gerekir. Normalde çok daha önce bitmesi gereken tribün inşaatı, ertelene ertelene bu sezona kadar geldi. Şimdi de ne zaman tamamlanacağı meçhul. Takımımızın bir an önce güzel ortamda taraftarıyla tam olarak bütünleşebilmesi gerekir. İşte o zaman Kardemir Karabükspor da kendi sahasında ligin en kuvvetli takımlarından biri olacaktır. Yeni yönetimimize bu konuda güveniyorum.

Gelelim takıma…

Tomic’in ayrılmasıyla takımın önceliklerinden birisi kaleci transferi olmuştu. Bugün kaleyi sağlama aldığımızı söyleyebilirim. Boy Waterman, bu dönemde bedelsiz olarak transfer edilecek en uygun kalecilerden biriydi. Fiziği kusursuz. Atletik de bir yapısı var. Benim bildiğim kadarıyla zaman zaman oyun içinde konsantrasyon kaybı yaşayabiliyor. Ayağı, ligimiz için ortalama seviyede. Oynadığı takımlarda yediği gol sayısı makul. Geçtiğimiz senelerde Orduspor kalesinde çoğumuzun beğendiği Saso Fornezzi Türkiye’ye gelmeden önce yaklaşık 1,5 gol yeme ortalamasıyla oynuyordu. Bu rakamlar oynadığı lige ve takımlara göre değişir. Hollanda liginde geçen sezon en az gol yiyen kalecilerden birisiydi. Tek sorun, çok transfer yapmış olması. Böylesine gezgin olması soru işareti yaratmıyor değil. Yedek kalecimiz yine Bora Körk. Bence kesinlikle güven veren bir yedek kaleci. Tecrübeli ve belli standartta bir performansı var. Çok sürpriz yapmaz.

Takımın kale gibi bir diğer zayıf noktası savunması, özellikle de savunma göbeğiydi. Burada artık iyice yaşlanan Deumi’nin de ayrılmasıyla birlikte güvenilebilecek stoper olarak sadece Mabiala kalmıştı. Onun dışında eldeki tek safkan stoper geçen sezon hiç şans bulamayan genç Onur Cenik’ti. İhtiyaç halinde ise yine sol bekten devşirilebilecek Anıl Karaer ve orta sahadan stopere çekilebilecek Yiğit İncedemir’in eline bakıyordu takım. Bu noktaya Fransa’da geçen sezon küme düşen Nancy’nin kaptanı Sebastian Puygrenier transfer edildi. En azından Fransız kulübün resmi sitesinin açıklaması bu yönde. Nancy’nin küme düşmesine bakmayın, Puygrenier gerçekten hem takımımıza hem de lige kalite katacak bir isim. 31 yaşındaki oyuncunun en önemli özelliği liderlik vasıflarına sahip olması. Nancy’de takımın kaptanlığını yapıyordu. Ayrıca hava toplarında üstün, topu oyuna sokarken titiz ve hücuma çıkışlarında da skora bol bol katkı yapabilen bir oyuncu(Geçen sezon Ligue 1’de 7 golü var). Zaafı biraz ağır olması ancak bu hiç de sorun değil. Savunmadaki çabukluk ihtiyacımızı Larrys Mabiala karşılayacak. Mabiala’nın savrukluğunu ise Puygrenier kapatacak. Ayrıca stoper mevkisinde aynı dili konuşan iki oyuncu her zaman büyük avantajdır. Yine de keşke takıma bir de yerli savunma oyuncusu katılabilseydi. Eğer yerli stoper alınmayacaksa Onur’un takımda tutulup her an hazır hale getirilmesi gerek. Ki bu dönemde yabancı kuralını da düşününce yerli stoperlerin ne kadar kıymetli olduğu ortada…

Sağ bekte Erdem ve Uğur devam edeceğinden o bölgeye bir takviye doğal olarak düşünülmedi. Ancak sol bekte Seric’in ayrılmasıyla oluşan boşluğa Beşiktaş’tan bedelsiz olarak Emre Özkan alınarak çare bulunmaya çalışıldı. Sol bek mevkisi de yerli oyuncunun kolay yetişmediği bir mevki. Hatta dünyada genel olarak bir sol bek sıkıntısı var dersek abartmış olmayız. Bu bakımdan bir önceki sezon Orduspor’da birçok Süper Lig maçına çıkmış, geçen sezonu da Beşiktaş’ta geçirmiş Emre, bizim için makul bir alternatifti. Emre hücuma çıkmayı çok sevmeyen, ancak savunmadaki yerini de kolay kolay kaybetmeyen, güçlü bir fiziğe sahip dengeli bir bek oyuncusudur. Performansı dalgalanmaz. Belli bir istikrarı vardır. Buradaki diğer oyuncularımız da İshak ve yeni transferimiz Erkan Kaş. Erkan tabii direkt bir sol bek değil. Ona da ayrıca değineceğiz.

Takımdaki kabuk değiştirmeden en çok nasibini alan bölümlerden biri de şüphesiz ki orta saha oldu. Hakan Söyler, Kağan Söylemezgiller, Birol Hikmet ve hatta aslen kanat oyuncusu olsa da zaman zaman göbekte görev alabilen Güven Varol’un ayrılmalarıyla oluşan boşluğu mutlaka doldurmak gerekiyordu. Aslında bu noktada açık söylemek gerekirse Hakan, Birol ve Kağan’dan yeterli katkı alınamıyordu. Yani gidenlerin yerine iki iyi orta saha transferi bu bölgedeki sorunu kökünden çözecekti. Buraya Fransa 2. ligindeki Lens’ten Samba Sow transfer edildi. Samba Sow’un ikinci ligden gelmesi önemli değil. Mali milli takımında düzenli olarak oynayan, transfer döneminde çeşitli İngiliz kulüplerince istenmiş bir oyuncu. Orta sahada hem savunma yapabilen hem de bölgesindeki pas bağlantısını sağlayıp hücuma köprü olabilen bir oyuncudur. Gösterişsiz oyunu sever ancak çok faydalıdır. Sakatlık sorunu olmazsa ligde kendinden bahsettirecektir. Bu bölgede savunmaya yönelik oynayabilecek bir diğer oyuncumuz Yiğit İncedemir. Belki bir tane daha savunmaya dönük genç bir yerli futbolcu düşünülebilirdi. Ancak hoca muhtemelen buna bir çare bulacaktır. Bu bölgedeki diğer oyuncularımız da Hakan Özmert ve Umut Sözen… Selim Teber’e pek değinmek istemiyorum ancak o da alternatifler arasında.

Orta sahaya Samba Sow’un dışında Furkan Özçal ve Erkan Kaş takviyesi yapıldı. Furkan, Tolunay Kafkas’ın Kayserispor’da birlikte çalışıp verim aldığı bir oyuncu. Geçen sezon da Karabükspor’a transferi söz konusuyken son gün Galatasaray’ın devreye girmesiyle elimizden kaçmıştı. Hücuma dönük oynayabilen, gerekirse çift yönlü olarak da değerlendirilebilecek bir futbolcu. Ben hocanın onu sağ çizgide de deneyeceğini tahmin ediyorum. Erkan Kaş ise sol çizgiyi boydan boya kullanabilecek bir oyuncu. Top ayağına çok yakışıyor. Gerekirse sol önde, gerekirse de sol bek olarak görev alabilir. Bu iki oyuncunun en önemli sorunları devamlılık problemleri… Bu zamana kadar hep bölük pörçük oynamışlar. İki hafta istikrar sağlayıp sonra kaybolmuşlar. Potansiyelleri belli. Sadece istikrara ihtiyaçları var.

Hücumda sağ kanatta bir sıkıntımız var. Burada aslında daha önce çeşitli maçlarda İlhan Parlak görev yapmıştı ancak bana göre İlhan ileri uçta daha verimli. Özellikle çift santrafor oynanırsa İlhan’ın katkısı çoğalacaktır. Sağ açıkta İlhan haricinde Juju(tabii takımda kalırsa), Ahmet İlhan Özek ve Bertul Kocabaş da düşünülebilir. LuaLua’yı buraya hapsetmenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi Furkan da bu bölgenin potansiyel adaylarından bana göre.

Solda ise Shelton takımdan ayrılınca bir tek Ahmet İlhan kalmıştı. Buraya Erkan Kaş ve Beykan Şimşek takviyeleri geldi. Beykan, 18 yaşında yetenekli bir oyuncu. Furkan ve Erkan Kaş gibi o da kiralık. Ve aslında bu durum biraz düşündürücü. Bu üç oyuncunun da bildiğim kadarıyla satın alma opsiyonları yok. Bu da, önümüzdeki sezon yine yoğun oyuncu arayışına girilecek demektir. Takımın iskeletinin Furkan-Erkan ve Beykan üzerine kurmak bu anlamda pek doğru olmaz. Onları daha çok yardımcı unsur olarak kullanmak daha doğru olacaktır. Tabii ki söz konusu oyunculardan ileriki dönemde Karabük’te kalmaya sıcak bakan olursa amenna… Yalnız en büyük korkum, kiralık oyunculara yer açmak için takımdaki genç oyuncuların gözden çıkarılması olacaktır. Ki böyle bir şey yaşanmamasını umut ediyorum. Özellikle Bertul Kocabaş hakkında endişelerim var. Bertul, bilindiği gibi ümit milli takımda görev alan ve son milli maçlarında gol ve asistleriyle dikkat çekmiş bir oyuncumuz. Bu devirde asla kaybedilmemesi gereken tipte oyunculardan. Hücumda kanatlarda görev alabileceği gibi kısa boyuna rağmen en uçta oynadığında da etkili olabilen bir futbolcu. Mutlaka ama mutlaka değerlendirilmeli diye düşünüyorum. En azından rotasyonda takımımıza nefes aldıracaktır.

Hücum hattımızın en ucunda İlhan Parlak, Gökhan Ünal ve Atilla Aybars Garhan var. Buraya bir transfer daha yapılacak. Önce Carlton Cole istendi falan olmadı. Şimdi Mladen Petric ve Tulio de Melo isimleri gündemde. İkisi de iyi oyuncular. Petric 32 yaşında ve senelerce Bundesliga’da forma giymiş, geçtiğimiz seneyi de Premier Lig’de geçirmiş bir futbolcu. Bizim ihtiyaçlarımızı ne kadar karşılayabileceğinden şüpheliyim. Tarz olarak diğer alternatif Melo’dan farklı. Daha bir orta saha karakteri olan bir oyuncu. Yine de Petric Petric’tir. Makul şartlar altında gelecekse asla hayır denmez. Melo ise tam bir hedef santrafor. Uzun boylu ve boyuna rağmen çok atletik, hava toplarında etkili, ayağına da hakim bir oyuncu. Onun en büyük sorunu sakatlık problemi yaşaması. Eğer gelir de sakatlık sıkıntısı çekmezse ligi domine edebilir. İki alternatif de tatmin edici açıkçası…

Son tahlilde, takımın bu kısa zamanda umduğumdan iyi bir şekilde bina edildiğini söyleyebilirim. Uyum süreci atlatıldığında, oyuncular ve hoca birbirlerini yeterince tanıdığında ligin dişli takımlarından biri olup ilk 10’a girmek hayal değil. Taraftar desteği de bu bağlamda şart. Mavi ateşin hem takımı, hem de yönetimi desteklemesi lazım. Bu işler birlik olarak başarılır. Birlik olduğumuzda neler yapabileceğimizi her ihtiyaç duyduğumuzda gösterdik. Şimdi koca bir sezon var önümüzde. Ve bu koca sezonu iyi değerlendirip, takımın daha yüksek hedeflere varabilmesi için canla başla uğraşmamız gerekiyor. Elbette ki süreç içinde çeşitli hatalar olacaktır. Eşyanın tabiatında var bu. Ancak bu hataları da makul oranda tolere edip ilerleyen zamanda tekrarlanmamasını sağlayarak kendimize dersler çıkarmamız lazım. Ben Karabük şehrinin bir bütün olarak bunu başarabileceğine inanıyorum. İlerleyen zamanda yapılan çalışmaların ışığında daha detaylı bir analiz yapabiliriz…

Paylaş "Yeni Sezona Girerken Eğrisiyle Doğrusuyla Karabükspor"